Cem Akkılıç

Ne mutlu Türk'üm diyene!

Cem Akkılıç

IMF'ye borç bitti palavrası...

Ekonomiden çok anlamam...

Matematik desen, orta şekerli...

Fakat insan embesil olsa, iki gözü varsa olan biteni görür...

*

Farzı misal; benim Ahmet'e yüz doksan lira borcum var... İşsizim ve üretmiyorum... Ahmet sürekli bastırıyor... 

Üretmediğim içindir ki, bu borcu ödemem imkansız...


Murat'a gidiyorum, versene bir ellilik...


Mehmet'e gidiyorum aynısı...


Hüseyin'e gidiyorum, sen de ver diyorum bir ellilik, Ahmet'e borcumu ödeyip itibarımı kurtarayım...


Suya düşmüş yılana sarılıyor misali, kimi görsem para dileniyorum... 


Hepsi; "tamam veririz ama faizi kol gibi" diyorlar...


İtibarı kurtaracağım maksadıyla, Ahmet'e borcu kapatmak için diğerlerinin kol gibi faizlerine katlanıp, borcumu ödüyorum...


*


IMF'ye borç bitti diye kasılıp duruyorlar da... IMF Ahmet'tir... 


*


Selim Kotil bu melodramı futbol ile örneklemişti.. "Maça çıkıyorsun, bir gol atıyorsun, ardından on gol yiyorsun... İşte IMF'ye kapatılan borç!.." diyerek anlatmaya çalıştı...


AKP geldiği günden beri bir tek fabrika açtı mı?.. Yoksa var olanların hepsini sattı mı?.. 


Üretmeyen ülke, borcunu nasıl kapatır?..


*


Sarımsak Çin'den, kırmızı "mundar et" Sırp kasabından, ayçiçek yağı için ayçekirdeği Bulgaristan'dan, Zeytinyağı Tunus'tan ithal ediliyor... Eşeğin yediği saman, o bile ithal?..


Yani giydikleri dona kadar her şey ithal edilirken, üretmeyen bir ülke nasıl IMF'ye borcunu kapatabilir!?..


Ancak borç alarak kapatırsın arkadaş...


*


Memleketteki sefalete bakarsanız, IMF'yi bile mumla aratıyorlar...


*


IMF'ye borç bitti diyorlar ya...


Bunlardaki beyni kuşa taksanız, hakikaten ters uçar!..


Cem Akkılıç

11 Şubat 2018



Çuval...

Sene teeee 2003'dü... Irak krizi patlak vermişti... E zaten kerizi bol Ortadoğu'da kriz biter miydi?!.. Bitmezdi...

AKP memleketin başına çörekleneli yüz gün olmamıştı... Henüz iktidarda kaşarlanmamıştı... 

1 Mart Tezkeresi için Meclis'te oturumlar düzenlendi, şiddetli tartışmalar yaşandı, masalar sandalyeler havalarda uçuştu...

Avukat Ceyhun Gökdoğan günah çıkartıyor...

Adnan Oktar'ın iftira çetesinin başındaki avukat Ceyhun Gökdoğan "ben ne yaptıysam mesleğim gereği yaptım, dört yıldır Adnan Oktar'ın avukatı değilim... Ben Atatürk milliyetçisiyim" dedi iyi mi?!..

*

Avukatların meslek icabı yalan söylemelerini normal karşılıyorum...

*

Bir gün Antalya'da avukatımın bürosunda on iki yaşındaki oğlu

Tu kaka dediği Lozan'a sarılıyor...

Yıllarca Lozan'a sövdüler...

Badem'e göre Lozan hezimetti... Zaten Atatürk'ün yaptığı her şey, Yobaz'a tersti...

Yenilgiydi Lozan...

Teslimiyetti Lozan...

İhanetti Lozan...

Utançtı Lozan Yobaz'a göre...

*

Kedinin kakasını saklar gibi; Osmanlı'nın kendi ölüm fermanını

Atatürk'ü okul müfredatından kaldırması boşuna değil!..

Sağda solda geviş getirip, hâlâ yüzsüzce "Avrupa bizi kıskanıyor" diye hoplayıp zıplayanları görünce insanın kan beynine sıçrıyor haliyle...

*

Mesela o kıskanç "eyyy Avrupa'nın" İtalyası; yüzden fazla dünya markası çıkartmış...

Fizana gitsen Benetton mağazası görürsün... 

*

Seçim öncesi AK Trollerin fotoshop ile

Başka bir gezegen...

30 Ağustos günü anavatandan on bir bin kilometre uzakta Vietnam sınırına yakın bir Kamboçya köyüne düştü yolum... Kiri Vong'a bağlı adı sanı olmayan küçük bir köye...

Çocukluğumdaki Anadolu'nun o konuksever insanları sanki bu köye kaçıp yerleşmişlerdi... Aynı yoksulluk, birbirine benzeyen güler yüzlülük ve misafirperverlik... 

Toplasanız otuz haneyi geçmeyen köyde

Gitme Bekir abi...

Çocukluk çağında hep sorarlar, bilirsiniz...

Büyüyünce ne olmak istiyorsun?!..

Doktor, avukat, polis, subay, pilot futbolcu... 

*

Aynı soru bana da sorulmuştu...

23 Nisan marşı...

O gün yürüyüşe Beşiktaş Valideçeşme'den başlamıştı çocuk korteji...

Bütün çocukların ellerinde tahtadan yapılmış saplara tutkalla yapıştırılmış kağıttan minicik Türk bayrakları vardı... O yıllarda bu bayraklar çok meşhurdu...

Bembeyaz saçlı, mavi gözlü ve dev gibi cüssesiyle sempatik ama disiplinli okul müdürü Adil beyin komutuyla Cumhuriyet'in çocuk korteji, öğretmenlerin eşliğinde yürümeye ve aynı anda marşlar söylemeye başlamıştı...  

Sanki her tarafta var bir düğün...
Çünkü, en şerefli en mutlu gün...