Cem Akkılıç

Ne mutlu Türk'üm diyene!

Cem Akkılıç

Diktatör...


FETÖ hocaefendiydi... 
Sana cumhurbaşkanlığı düştü... 



FETÖ kandırmak için; elinde Kuran sallardı... 
Sen de sallamıyor musun?!.. 



FETÖ yardımların sayesinde Atatürk'ün askerlerini kumpasyalıp, canlı canlı beton mezarlara gömerken... Sen bir tek "Atatürkçü asker" bıraktın mı Türk Ordusu'nda?!.. 



FETÖ Türkiye'yi uygar dünyadan kopartarak Ortadoğu ülkesine çevirip, emperyalizmin kucağına atmaya hazırlanırken... 
Senin, memleketi nerelere savurduğun kabak gibi ortada değil mi?!.. 



FETÖ İslam cumhuriyeti kurmak isterken... 
Senin devraldığın laik cumhuriyetin, İslam cumhuriyetinden bir farkı kaldı mı?!..



FETÖ ortak yandaşlarınıza, medya borazanlarınıza, bankalarından milyonlarca dolar kredi dağıtıp zengin ederken... 
Söylesene; senin köşeyi dönmeyen yalakan kaldı mı?!..




Dün FETÖ'nün savcıları, hâkimleri hukuka tecavüz edip, ne kadar muhalif varsa kumpaslar düzenlerken... Bugün senin savcılarına, hâkimlerine güven duyan bir Allah'ın kulunu gösterebilir misin?!.. 



FETÖ binlerce okul açıp, kendi istikbalini garantileme derdindeyken... Senin memleketi baştan aşağıya İmam Hatipleştirmenle, ondan aşağı kalır yanın var mı?!.. 

*

Allah... 
Din... 
Kitap... 
Şükür... 
Cennet, cehennem... 

Pekiii... 

Bu dünya hakkında söyleyeceğin ne var, yalanlarından başka?!.. 



FETÖ'de gazeteleri, televizyonları ele geçirmişti... Sen uzaktan mı baktın?!.. 



FETÖ'de; Askeriye'yi, Emniyet'i, Yargı'yı kuşatmıştı... Sen farklısını mı yaptın?!.. 



FETÖ mezarlıklardan ölüleri kaldırın oy versinler fetvası verirken... Senin ellerin temiz miydi?!.. Hilesiz-hurdasız bir tane seçim kazandın mı?!.. 

 * 

FETÖ muhalefet partilerine sızıp, muhalefeti "kuklaya" dönüştürürken... Sen milletin Yüce Meclis'ini kapatıp, parlamenter sistemin ırzına geçerek muhalefeti yok etmedin mi?!.. * Sahi; ne farkın var FETÖ'den?!.. 



Dön bir bak aynaya... 
O terörist... 
Sen diktatör... 

CEM AKKILIÇ 
21 Nisan 2018







IMF'ye borç bitti palavrası...

Ekonomiden çok anlamam...

Matematik desen, orta şekerli...

Fakat insan embesil olsa, iki gözü varsa olan biteni görür...

*

Farzı misal; benim Ahmet'e yüz doksan lira borcum var... İşsizim ve üretmiyorum... Ahmet sürekli bastırıyor... 

Üretmediğim içindir ki, bu borcu ödemem imkansız...


Murat'a gidiyorum, versene bir ellilik...


Mehmet'e gidiyorum aynısı...


Hüseyin'e gidiyorum, sen de ver diyorum bir ellilik, Ahmet'e borcumu ödeyip itibarımı kurtarayım...


Suya düşmüş yılana sarılıyor misali, kimi görsem para dileniyorum... 


Hepsi; "tamam veririz ama faizi kol gibi" diyorlar...

Çuval...

Sene teeee 2003'dü... Irak krizi patlak vermişti... E zaten kerizi bol Ortadoğu'da kriz biter miydi?!.. Bitmezdi...

AKP memleketin başına çörekleneli yüz gün olmamıştı... Henüz iktidarda kaşarlanmamıştı... 

1 Mart Tezkeresi için Meclis'te oturumlar düzenlendi, şiddetli tartışmalar yaşandı, masalar sandalyeler havalarda uçuştu...

Avukat Ceyhun Gökdoğan günah çıkartıyor...

Adnan Oktar'ın iftira çetesinin başındaki avukat Ceyhun Gökdoğan "ben ne yaptıysam mesleğim gereği yaptım, dört yıldır Adnan Oktar'ın avukatı değilim... Ben Atatürk milliyetçisiyim" dedi iyi mi?!..

*

Avukatların meslek icabı yalan söylemelerini normal karşılıyorum...

*

Bir gün Antalya'da avukatımın bürosunda on iki yaşındaki oğlu

Tu kaka dediği Lozan'a sarılıyor...

Yıllarca Lozan'a sövdüler...

Badem'e göre Lozan hezimetti... Zaten Atatürk'ün yaptığı her şey, Yobaz'a tersti...

Yenilgiydi Lozan...

Teslimiyetti Lozan...

İhanetti Lozan...

Utançtı Lozan Yobaz'a göre...

*

Kedinin kakasını saklar gibi; Osmanlı'nın kendi ölüm fermanını

Atatürk'ü okul müfredatından kaldırması boşuna değil!..

Sağda solda geviş getirip, hâlâ yüzsüzce "Avrupa bizi kıskanıyor" diye hoplayıp zıplayanları görünce insanın kan beynine sıçrıyor haliyle...

*

Mesela o kıskanç "eyyy Avrupa'nın" İtalyası; yüzden fazla dünya markası çıkartmış...

Fizana gitsen Benetton mağazası görürsün... 

*

Seçim öncesi AK Trollerin fotoshop ile

Başka bir gezegen...

30 Ağustos günü anavatandan on bir bin kilometre uzakta Vietnam sınırına yakın bir Kamboçya köyüne düştü yolum... Kiri Vong'a bağlı adı sanı olmayan küçük bir köye...

Çocukluğumdaki Anadolu'nun o konuksever insanları sanki bu köye kaçıp yerleşmişlerdi... Aynı yoksulluk, birbirine benzeyen güler yüzlülük ve misafirperverlik... 

Toplasanız otuz haneyi geçmeyen köyde

Gitme Bekir abi...

Çocukluk çağında hep sorarlar, bilirsiniz...

Büyüyünce ne olmak istiyorsun?!..

Doktor, avukat, polis, subay, pilot futbolcu... 

*

Aynı soru bana da sorulmuştu...